Ertuğrul Özkök – Dün Metin Akpınar’ı arayıp şu soruyu sordum

0
91

Önceki gün Metin Akpınar’ın mahkeme koridorundaki fotoğrafı çok dokundu bana…

Bir bankın ucunda yapayalnız oturuyordu…

1970’lerin terör yıllarına döndüm…

Sonra 1980’li yıllara…

12 Eylül’ün o karanlığında bile siyasi hicivleri, mizahı ile bizi gülümseterek, kahkahalar attırarak dayanma gücümüzü nasıl arttırdıklarını hatırladım…

Dün Metin Akpınarı arayıp şu soruyu sordum

Milletçe minnet duymamız gereken bir sanatçıyı, 80 yaşında mübaşirin “Metin Akpınar” diye seslenmesini beklerken görmek çok acıttı içimi…

*

Sonra rahmetli Necmettin Erbakan’ın taklidini yaptığı o parodi geldi gözümün önüne…

Erbakan Hoca’yı bir televizyon stüdyosunun makyaj odasında görüyorduk…

Dün Metin Akpınarı arayıp şu soruyu sordum

Başında takkesi ile makyaj yaptırırken bir yandan da Meclis’te rakibi olan üç siyasi lider hakkında görüşlerini şu mizahi sözlerle dile getiriyordu:

– ERDAL İNÖNÜ’YE: Bak iki saat konuşuyorsun ne dediğin anlaşılmıyor…

– TURGUT ÖZAL’A: Öteki dersen faizci… Canbaz… Mühendisim diyor ama mühendislerin yüz karası, hatta iki yüz karası… Fabrikaları açıyor, üretim için mi hayır onun fabrikalarında namus tüketiliyor. Bizim zamanımızda 200-250 olan vesikalı hatun sayısı senin zamanında 3 bin oldu. Bu mu çağ atlamak…

– SÜLEYMAN DEMİREL’E: Üçüncüsü desen bir şeytan… Maazallah eline düşmeyesin. Her söylediği büyük yalan… Ama adı dersen Muhteşem Süleyman…

*

Sonra Zeki Alasya geliyor… O da gerdan kıvırarak Demirel’i taklit ediyor…

Dün Metin Akpınarı arayıp şu soruyu sordum

Aralarında “götürme” fiili etrafında şu konuşma geçiyor:

– ERBAKAN: Seçimde Meclis’te 250 sandalye alırız.

– DEMİREL: Hocam maşallah hepsini götürüyorsunuz.

– ERBAKAN: Geriye kalanı da siz aranızda paylaşırsınız…

*

Dün Metin Akpınar’ı arayıp sordum: “Metin Bey taklidini yaptığınız Erbakan, Demirel, Özal, İnönü size hiç dava açtı mı?”

Hiç düşünmeden kesin bir dille cevap verdi: “Hayır açmadılar.”

Sonra bir cümle daha ekledi:

“Hayatımda 2.5 darbe yaşadım. Oyunlar oynadım. Taklitler yaptım. Ama hakkımda dava açılmadı.”

*

Bu yazıyı niye yazıyorum…

Metin Bey’in dava konusu olmuş sözleri ağır kaçmış olsa bile…

Bugünlerde hukuk, adalet ve demokrasi reformunu tartışıyoruz.

Yeniden Avrupa Birliği coğrafyasına dönüşü konuşuyoruz.

İşte böyle bir dönemde ben de ister istemez şunu düşünüyorum:

Bu davaların bir an önce karara bağlanması hatta şikâyetlerin geriye alınıp davaların düşürülmesi Cumhurbaşkanı’nın vaat ettiği bu reformlara da yakışacaktır.

GÜZELLİK EKONOMİSİ
GÜNÜN SORUSU: MASKENİN ALTINDA RUJ SÜRÜLÜR MÜ

GEÇEN ay Sean Penn’in maskeli bir fotoğrafını yayınlayıp, “Maske yüzdeki kırışıkları daha az mı daha çok mu gösteriyor” diye sormuştum….

Önceki gün bu konuda ilginç bir çalışma önüme geldi…

Dünyanın önde gelen danışmanlık şirketlerinden McKinsey “2020 yılında ekonomik pazarlar hakkında yazılmış en iyi 10 makale”yi yayınladı

Dün Metin Akpınarı arayıp şu soruyu sordum

Bunlardan biri pandemi döneminde dünyadaki “güzellik ürünleri pazarındaki” değişimleri anlatan bir makaleydi.

Bu pazardaki gelişmeler şöyle özetlenmişti:

–  Güzellik ürünleri satışında en dibe düşülen ay Nisan 2020 olmuş… Dünyadaki satışlar yüzde 50’ye yakın gerilemiş.

– Güzellik ürünlerinin satışının yüzde 85’i AVM ve butik mağazalarda oluyormuş. Z kuşağına mensup insanların bile yüzde 60’ı güzellik ürünleri alışverişini online değil, AVM ve mağazalardan yapıyormuş.

– Güzellik ürünü satan yerlerin yüzde 30’u kapanmış. Sephora gibi dev bir güzellik ürünü zinciri bile satışının yüzde 30’unu online yapmaya başlamış.

– Buna karşılık lüks el sabunu, kokulu kandil gibi güzellik ürünlerinde ise çok önemli artış olmuş.

Peki güzellik ürünlerinde en büyük düşüş hangi kategoride?

Çok ilginçtir cilt bakımı ürünlerinde…

Ama bugün asıl konuşulan konu başka…

Soru şu:

“Ruj endeksi ne durumda?”

‘RUJ ENDEKSİ’NİN YERİNE MASKARA ENDEKSİ Mİ GELDİ

DÜNYA 2001 krizine girdiğinde güzellik ürünü üreten şirketler bir şeyin farkına vardı.

Ekonomik krize en dayanıklı ürün rujdu…

Yani kadın tüketim harcamalarını azaltırken, rujdan taviz vermiyordu…

İşte o nedenle dünyanın en önde gelen lüks güzellik ürün üreticisi Estee Lauder bir kavram üretti:

“Lipstick index…”

Yani “Ruj endeksi…”

Dün Metin Akpınarı arayıp şu soruyu sordum

*

Sonra 2008 krizi geldi…

Lüks güzellik ürünü satışları az da olsa düştü…

Ama bu defa bu düşüşe direnen bir başka güzellik ve bakım ürünü gözlendi.

“Tırnak bakımı ürünleri…”

O nedenle “Ruj endeksi”nin yerini “Tırnak cilası endeksi” aldı…

*

2020 yılı COVID-19 krizi ise yepyeni bir endeksin ortaya çıkmasına yol açtı…

“Maskara endeksi…”

Çünkü maskenin altındaki hayat değişmişti…

Maskenin altındaki cilt ve yüz bakım ürünlerine talep düşerken, görünen kısımdaki gözlerde kullanılan makyaj ürünleri ön plana çıktı….

*

Ne diyordu Çinliler?

“Bizim dilimizde kriz kelimesi fırsat anlamına gelir”…

Fırsat bu fırsat…

EKONOMİDE UMUDUN YENİ ADI: ‘İNTİKAM ALIŞVERİŞİ’

KAVRAMI ilk defa geçenlerde bir ekonomist arkadaşımın ağzından işittim.

“İntikam ekonomisi…”

Aşının bulunması ve sokağa çıkmanın rahatlaması ile birlikte özellikle ABD’de bir tüketim çılgınlığının başlaması bekleniyormuş…

Buna da “Revenge consumption” (İntikam tüketimi) deniyormuş.

Dünya ekonomisini işte bu trendin kurtarması umuluyormuş.

*

McKinsey ve öteki danışmanlık kuruluşları trendi görmek için şu günlerde Çin’e bakıyorlar…

Çünkü COVID krizine ilk onlar girdi ve önce onlar çıkacak…

Çin’de AVM’lerin yüzde 60’ı açılmış. Ancak oralardaki alışveriş 2019’a göre hâlâ yüzde 55-75 oranında düşük gidiyormuş.

*

Kim bilir belki de “İntikam soğuk içilen bir şerbettir” düşüncesiyle gerçek intikam saatini bekliyorlardır.

DEİZM ÇIĞ GİBİ ARTIYOR, İSLAMİ DUYARLILIK ÇIĞ GİBİ GERİLİYOR MU

BUNDAN 10 yıl kadar önce bir yazımda “Bugünkü manada bir muhafazakârlığın Türkiye’de geleceği yok” diye yazdığımda kimse bana inanmamıştı.

*

O günlerin en moda kavramı “Cami cemaati”ydi ve “Cami cemaatine dokunamayan siyaset başarılı olamaz” inancı hâkimdi.

Bense bir sosyolog olarak hep şunu söyledim: Sosyolojide ‘Cami cemaati’ diye siyasi bir kavram yoktur.

Dün baktım Yeni Şafak’ın en muhafazakâr kalemlerinden biri, Yusuf Kaplan şunu yazmış:

“Çok ürpertici gelebilir ama açıkça gördüğüm şey toplumda deizmin çığ gibi yayıldığı. İnsanların İslami duyarlılıkları hızla terk ettikleri yakıcı gerçeğidir.”

*

İki itirazım var:

– Kendi payıma, “Deizm”in çığ gibi yayıldığı konusunda pek aynı görüşte değilim.

-“İslami duyarlılıkların hızla terk edildiği” konusuna da itirazım var. Ama şurası kesin. “İslami duyarlılık” diye sunulmaya çalışılan şeyler toplum nezdinde hızla itibarını kaybediyor.

TÜRKÇE EZAN VE KADIN SEMAZEN KONUSU CHP’YE Mİ ZARAR VERİYOR

– O nedenle hep şunu söylüyorum…

Eğer AKP, “Türkçe ezan”, “Türkçe Kuran”, “Şeb-i Aruz’da kadın semazen” gibi tartışmalardan medet umuyorsa, çok yanılabilir…

– Bu tartışmaların, CHP’ye değil, tam aksine muhafazakâr kanadın önem verdiği İslami duyarlılığa zarar verdiğini düşünüyorum.

– Hâlâ böyle düşünen AKP’li varsa, onlara şunu hatırlatmak isterim:

AKP, dini temaları en çok kullandığı 7 Haziran seçimlerinde en kötü sonucu almıştı.

Çünkü “Din üzerinden siyaset” Türkiye’de optimal noktasını geçti ve aşağı doğru iniyor.

Eğer AKP, muhafazakârlık konusunda gerçekçi bir kamuoyu araştırması yaparsa bunu çok daha iyi görebilir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here