Ertuğrul Özkök – Adnan Oktar çizgi romanının basılan ilk üç nüshası ne oldu

0

Hafta sonu en gırgır haberi İsmail Saymaz patlattı…

Adnan Oktar’ın çizgi romanı yapılmış…

Tabii çocukluğundan beri çizgi roman hastası olan benim için günün en önemli haberiydi…

Adnan Oktar çizgi romanının basılan ilk üç nüshası ne oldu

İlk aklıma gelen de şu oldu:

“Bu çizgi romanın bir kopyasını hemen çizgi roman koleksiyonuma eklemem lazım…”

Çünkü bu çizgi roman sadece 3 nüsha basılmış.

Yani harika bir “Collectors Item”…

Koleksiyon malzemesi…

Hemen başvurdum ama ne yazık ki basılan ilk 3 nüsha tükenmiş…

İkisi mahkeme heyetine verilmiş, biri de mahkeme dosyasına konmuş.

Yazık…

Birinci basımdan bir kopya bulamayacağım…

Şimdi ikinci basımı yapılıyormuş. Belki ondan bir tane edinebileceğim.

İsmail Saymaz bana söz verdi, bulacakmış.

*

Okumayanlar için olayı özetleyeyim.

Bir zamanlar “Adnan Hoca” diye bildiğimiz şahıs şu sıralar yargılanıyor.

İşte o davanın mağdurları toplanıp avukat tutmuşlar…

Mağdur avukatları da çok ilginç bir şey yapmışlar…

13 mağdurun ifadelerini tek tek okumuşlar. Ayrıca teknik dinleme kayıtlarını ve ses kayıtlarını dinleyip bir “mağdur dosyası” hazırlamışlar.

Ayrıca dosyaya bir de “karekod” eklemişler.

Yani dijital olarak okutulunca sesli ve görsel izlenebiliyor.

Ancak dosyanın en ilginç yanı, Adnan Oktar’ın mağdurlarını ve “Kediciklerini” nasıl ayarttığını anlatan bir çizgi roman.

Tam 108 sayfalık bir “eser” yani…

*

Söyleyin böyle bir dosya hangi çizgi roman manyağının iştahını kabartmaz….

Benimkini fazlasıyla kabarttı…

ROBOT PORTRE

ATKUYRUKLU ‘ADNAN HOCA’ ROMANININ GİZLİ ÇİZERİ KİM

DOSYAYI görmedim, ama çizimlerin bazılarını gördüm. Bu çizimleri kimin yaptığı dosyada belirtilmiyormuş. Ama bir çizgi roman hastası çizerin kim olduğunu mutlaka bilmek ister.

Hafta sonu oturup bir FBI “profiler’ı” titizliği ile o dosyaya konan çizimleri tek tek inceledim…

Kimin çizdiğini bilmiyorum, ama 60 yıllık bir çizgi roman hastası olarak çizerin bir “robot portresini” çıkardım. İşte o portre:

Adnan Oktar çizgi romanının basılan ilk üç nüshası ne oldu

ESİN KAYNAĞI
FARUK GEÇ, BEDRİ KORAMAN, OĞUZ ARAL VE TARKAN KARIŞIMI

FARUK GEÇ HAYRANI: Bazı karelerdeki Adnan Oktar çizimlerine bakılırsa geçmişte Hürriyet’te yayınlanan Faruk Geç çizgi romanlarından etkilenmiş.

KARAOĞLANCI DEĞİL TARKANCI: Sevişme çizimlerindeki duruş, beden hareketleri ve bakışlara bakılırsa Karaoğlan tarzından çok Tarkan çizgisine yakın.

BEDRİ KORAMANCI: Bazı karelerdeki kadın anatomisi, özellikle büyük göğüs ve kalçalara bakılırsa, rahmetli Bedri Koraman’ın bir zamanlar Milliyet’in pazar eklerinde yayınlanan çizimlerinden çok etkilendiği anlaşılıyor.

OĞUZ ARAL HAYRANI: Yine bazı kareler gizli çizerin etki alanlarından birinin eski Gırgır dergisi kapakları ve Oğuz Aral çizimleri olduğunu  gösteriyor.

KAFASI KARIŞIK: Gizli çizer Adnan Oktar konusunda kararsız. Bazı karelerde, özellikle de  atkuyruklu çizdiği bölümlerde onu yakışıklı göstermiş. Ama özellikle oturuş sahnesindeki o iğrenç poz gizli çizerin kafasının karışık olduğunu anlatıyor.

Adnan Oktar çizgi romanının basılan ilk üç nüshası ne oldu

HANGİSİ DAHA KÖTÜ: ‘GÖZLÜKLÜ SAMİ’ Mİ, ‘PAPYONLU ADNAN’ MI

DOSYADAKİ çizgi romana bakarken tabii ki aklıma rahmetli Turhan Selçuk’un Abdülcanbaz kitaplarındaki “Gözlüklü Sami” geldi… Üçkâğıtçı bir karakter, ahlaksız mı ahlaksız, eyyamcı mı eyyamcı… Kadınları tuzağına düşürürken çok pornografik ama iktidarla ilişkilerinde muhafazakâr görünen bir karakter. Yan yana koysak acaba hangisi daha ilginç bir tip olurdu?

Turhan Selçuk’un “Gözlüklü Sami”si mi…

Yoksa gizli çizerin “Papyonlu Adnan”ı mı…

BİR PORTRE
BEN BU FOTOĞRAFLARI ÇOK İYİ BİLİR ANLARIM

BELKİ okumuş seyretmişsinizdir… Olsun bir kere de benden okuyun…

Hikâyesini anlatacağım kızın adı Filiz Garip

Unvanı Prof. Dr…

Adnan Oktar çizgi romanının basılan ilk üç nüshası ne oldu

O da benim gibi bir Bulgaristan göçmeni… Babası tıp eğitiminde diplomasını almadan bir ay önce Jivkov zulmü nedeniyle Türkiye’ye göçmek zorunda kalmış…

Yani koskoca bir üniversite eğitimini, son ayında yakarak.

Çünkü diploma aldığı takdirde ülkeden ayrılmasına izin vermeyeceklermiş.

*

Önce Ankara… Sonra Tekirdağ’da küçük bir kasaba…

İlkokulu bitirince liseye gitmek için İstanbul’da oturan amcasının yanına göndermişler…

Nişantaşı Kız Lisesi’ne kabul edilmiş… Her sabah amcasının bakkal dükkânının bulunduğu yoksul bir mahalleden İstanbul’un en varlıklı kesiminin yaşadığı Nişantaşı’na gidip akşam yine mahallesine dönüyormuş. Her gün sınıflar arası bir yolculuk yani…

*

Bu hikâye beni çok etkiledi…

Çünkü benim ailem de Bulgaristan muhaciri…

Ben de İzmir’in o dönemdeki yoksul bir mahallesinden, her sabah en varlıklı semtindeki Gazi İlkokulu’na giderdim… Ama şunu söyleyeyim….

O okul, arkadaşlarımız, arkadaşlarımızın aileleri, öğretmenlerimiz bizlere hiçbir zaman gelir farkını hissettirmediler… Cumhuriyet’in ilkokul önlüğü de arkadaşlık duygularımızı eşitleyen bir elbiseydi…

*

Hikayesini anlattığım kız doktorasını dünyanın en iyi üniversitelerinden Harvard’da yaptı. Halen bir başka çok iyi üniversite olan Cornell’de sosyoloji dalında öğretim üyesi ve bir bölümün başkanı….

Ve geçen hafta Türkiye’nin en prestijli ödüllerinden biri olan “Koç Üniversitesi Rahmi Koç 2019 Bilim Ödülü” ona verildi…

*

Aynı ödülü 2020’de alan ikinci bilim insanı da bir kadındı…

O da Lozan Fotonik Okulu Biyomühendislik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Hatice Altuğ

Yaşasın Cumhuriyet’in bu harika kadınları…

ELİF BUSE DOĞAN’IN ‘GÖÇMEN KIZI’: GÖÇMEN Mİ, MUHACİR Mİ

ELİF Buse Doğan’ın son şarkısının adı “Göçmen Kızı”… Geçen cuma şarkı çıktığında bu iki kelimeyi ilk okuduğumda kendimi tuhaf bir duygu içinde buldum.

Çünkü ilk izlenimim şuydu:

“Herhalde Suriyeli göçmen bir kızın hikâyesini anlatıyor…”

*

Oysa çok değil, bundan 5-6 yıl kadar önce “göçmen” denince kendi ailem aklıma gelirdi… Yani bir “Balkan göçmeni olarak bizler”…

Oysa artık aklıma
Suriyeliler geliyor…

*

Sonra şarkıyı dinlemeye başladım. İlk dizesi şöyleydi:

“Ben bir göçmen kızı gördüm Tuna boyunda…”

“Haa bizim oralardanmış” dedim.

*

Rahmetli babam, “Biz muhaciriz, göçmen değiliz” derdi… Atatürk de Balkanlar’dan gelenler için “muhacir” kelimesini kullanırdı.

Oysa sözlüklere baktığımda bu iki kelimenin anlamları arasında pek fark görmüyorum…

Yine de bu tartışma hâlâ sürüyor… Ama şunu bilelim ki, “göçmen” denince artık ilk akla gelen Suriyeliler oluyor.

KİM AŞI YAPTIRIRSA ONA GÜVENİP SİZ DE YAPTIRIRSINIZ

DÜNYANIN en büyük araştırma kuruluşlarından IPSOS’un 10-14 Aralık tarihinde yaptığı son araştırmanın en ilginç sonuçlarından biri şu:

Kim korona aşısı yaptırırsa ona güvenip siz de yaptırırsınız?

İşte cevaplar:

YÜZDE 60: Sağlık Bakanı.

YÜZDE 56: Doktorlar ve sağlık çalışanları.

YÜZDE 56: Cumhurbaşkanı.

YÜZDE 47: Bilim insanları.

YÜZDE 46: Dünya Sağlık Örgütü üst düzey yetkilileri.

YÜZDE 32: Türk Tabipleri Birliği yöneticileri.

Peki “Oy verdiğim parti başkanına güvenirim” diyen?

Yüzde 19…